12.6.2006
prof.kocadan 35 yıl dayak
Profesör eşinin
boşanma davası açtığı Nesrin Kantarcı, 37 yıllık evliliğini ağlayarak
anlattı: Sırtımda oklava kırdı. Ütü, çekiçle vurdu.
Fizik
profesörü Ziya Kantarcı'nın boşanma davası açtığı eşi Nesrin Savaş
(Kantarcı) "Bunları okuyan tek kadını bile şiddetten kurtarabilirsem ne
mutlu bana" deyip konuştu:
Tokat, tekme, dayak
"37
yıl önce evlendik. Daha ilk hafta sözlü şiddet başladı. Sonra itip
kakmalar, tokatlar geldi. Yer silerken tekmeliyordu. Sırtımda oklava
kırdı. Uyurken uyandırıp dövdü."
Evde üzüntü partileri
"Niye
vurduğunu sorduğumda, öldürmediğime dua et' derdi. İki çocuğum küçükken
üzüntü partileri düzenlerdik. 'Babanız ruhsal sorunlu, istemeden
yapıyor' derdim. Onlar da dinlerdi..."
![]()
Bugünkü hikâye 58 yaşındaki bir kadının kendi
kimliğini bulma çabası. Bu, her dakikası sözlü ve fiziksel şiddetle
geçen 35 yıllık bir evliliğin öyküsü.
Bugünkü Pazartesi Sohbeti'nin konuğu fizik profesörü kocası tarafından
tam 5 yıl evden çıkmasına, perdeleri bile açmasına izin verilmeyen
Nesrin Savaş... 35 yılın ardından eşinden boşanıyor. Kendisiyle,
çocuklarıyla, hayatla hesaplaşıyor. "Yaşadıklarım herkese ibret olsun"
diyor ve ekliyor: "Gençlik, bilmezlik, maddi gücün olmayışı, aptallık,
ne derseniz deyin; Hikayemi okuyan tek bir kişiyi şiddetten
kurtarabilirsem büyük mutluluk olacak bana. O yüzden avukatlara
söylüyorum. Amacım para pul, nafaka falan değil. Amacım iyi yetişmiş,
iyi okumuş bir profesörün bile evinde nasıl şiddet uygulayabileceğini
gözler önüne sermek. Bu insanlar şiddetle büyüyor, güçleniyorlar.
Üstelik onlara biz izin veriyoruz."
SÖZLÜ ŞİDDET
Nesrin
Savaş ticaretle uğraşan bir baba ile ev hanımı bir annenin 4 çocuğundan
biri. Lise 2. sınıftayken annesinin baskısıyla komşularının oğlu Ziya
Kantarcı ile evleniyor. Ziya Kantarcı gelecek vaat eden bir fizik
öğrencisi. "Aşık olmadım kocama. 'Sevdin mi' derseniz, ona bile vakit
bulamadım. Apar topar evlendik. Londra'ya gittik. Eşim aslında 1938
doğumlu ama doktora bursu için yaşını 4 yaş küçülttü. Burs iyi hoş ama
sadece okuyan için. O okuyor ben çalışıyorum. Çocuk bakıyorum. Kısa bir
süre sonra eşim bursunu da kaybetti. İkiüç kat fazla çalışmaya
başladım. Kızım doğmuştu. Aileyi ayakta tutma görevi benimdi."
Ya şiddet? İlk ne zaman başladı?
(Derin bir iç çekiyor) "Evliliğimizin
birinci haftasında sözlü şiddet başladı. Ben tabii aptal kafa beni
kıskanıyor da o yüzden diye düşünüyorum. Metroda oturuyoruz, karşımdaki
adam fazla bakıyor diye olay çıkarıyor, adama bulaşıyor, bana
bağırıyor. Fiziksel şiddet evliliğin 5'nci yılında objelerle vurmasıyla
başladı."
Peki ama bir kadın ilk dayak yediği zaman ne hisseder, terk etmeyi istemez mi?
(Gözyaşları dökülmeye başlıyor) "Bana
o anda deseler ki soğan ekmek yiyecek paran var, çocuğuna ve sana
başını sokacak bir yer sağlayacağız, bir dakika bile durmazdım.
Çalışıyordum ama tek başına kalınca kolay mı?..." Nesrin-Ziya Kantarcı
çifti, Ziya Kantarcı'nın okulu bittikten sonra Ankara'ya dönmüşler.
Ziya Bey, önce Hacettepe, ardından Eskişehir Anadolu Üniversitesi'nde
öğretim üyesi olarak çalışmış. Ardından Gazi Üniversitesi'ne geçmiş.
Nesrin Savaş bakın eşini nasıl anlatıyor: "Eşim iyi bir fizik profesörü
oldu. Dalında çok iyidir. Tanısanız, bu mu anlattığınız şiddet gösteren
adam dersiniz. Öyle kibar öyle nazik, öyle centilmen. Ama o sadece dış
görünüş. Dış görünüş insanları yanıltabiliyor."
NİYE İKİNCİ ÇOCUK
İnsan bu kadar şiddetin, memnun olmadığı evliliğin içindeyken niye ikinci kez hamile kalır?
Nesrin Savaş "Hayatımın en büyük aptallığı tabii" diyor. "Şu anda bir
oğlum
olduğu için memnunum, o ayrı. Ama o zaman tek çocuk olmasın, kardeş
lazım diye düşünüyordum. Arkadaşlarım da öyle telkin ediyordu. Üstelik
çevremdeki hiçbir evlilik benimkinden iyi değildi. Hepsinin içinde
şiddet vardı. Ben zannediyordum ki bu kadar şiddet olağan." Önce ufak
tefek itip kalkmalar ve tokatlarla başlayan şiddet yıllar geçtikçe
yerini oklava, çekiç gibi objelere bırakmış. Nesrin Savaş "Büyük kızım
evlenip Amsterdam'a yerleşti, küçük oğlumla baş başa kaldım, sırf onun
için sustum" diye anlatıyor. "Ama ne kadar yanlışmış." Nesrin Savaş'ın
oğlu ablasını yanına okumaya gidince Nesrin Savaş için farklı bir dönem
başlamış. Tam 5 yıl sürecek hapis dönemi.
EVE KAPATILDI
"Bir
gün eve geldi. 'Sen bundan sonra dışarı çıkmayacaksın' dedi. Perdeleri
kapattı. Neymiş efendim karşıdaki apartmandaki adamla flört
ediyormuşum. Zaten daha önce üst komuşlarla da kavga etti, dayak yedi
geri geldi. Önce şaka zannettim. Ama ciddiydi. 5 yıl beni evde
hapsetti. Arada bir haftalık izinlerim oluyordu. Tabii onunla çıkmama
izin vardı. Bütün gün yemek yapıp, kitap okuyordum."
Ya şiddet?
"Kocam
Hitler'di, ben ise bir Yahudi" diye başlıyor anlatmaya. "Yeri silerken
tekme yiyordum. Tek hatırladığım 'Aynı yere vurma' diye bağırışım.
Ağlıyor 'Lütfen başka yere vur' diye bağırıyordum. Başımdan kanlar
akıyordu, o ise ellerine bulaşan kanı lavaboda yıkıyordu."
AVRUPA'YA KAÇTI
Nesrin
Savaş dayak, tehdit ve işkence ile geçen günlerinden kızı ve damadı
sayesinde kurtulmuş. Kocasını kızının yanına bir süreliğine tatile
gideceğine ikna etmesi 6 ayını almış. En sonunda Amsterdam'a kaçmayı
başarmış. Bir yıl sonra döndüğünde ise bir boşanma dilekçesiyle
karşılaşmış. Boşanma davası devam ediyor. Nesrin Hanım "O kadar dayak
yedim, hiç sağlık raporu almadım. Ben kocamı terk etmedim çünkü hasta
olduğuna inandım" diyor. "Kocanız kanser olursa ne yaparsınız, doktora
götürürsünüz, benimki beyninden rahatsızdı. Ben de bin bir ricayla,
kandırmacayla onu doktora götürdüm. İlaç verdiler, tanı koydular. Eve
gelince bütün ilaçları çöpe attı, 'İstersen sen iç' dedi bana. Gereksiz
bir vicdan muhasebesi yaptım. Çocuklarımın babası diye sesimi
çıkarmadım. Ama kitap okudukça anlıyorum ki yaptığım kesinlikle
yanlışmış. Bugün hikayemin yazılmasını işte bu yüzden istiyorum. "
Çoğunuzun Nesrin Savaş için "İyi de niye o kadar yıl katlandı?"
diyeceğinizi biliyorum. Bu hikayeyle ilgili kuşkusuz çok yorum
yapılabilir. Ama bence önemli olan sebebi olsun ya da olmasın şiddetin
bir özürü olmayacağı gerçeği. Bu hikayede sizce tek suçlu terk edip
gidemeyen Nesrin Savaş mı? Bir düşünün.
sabah gazetesinden alıntı
-----
okuyup adam olamayanlara yazıklar olsun...
önce insan olmalı ,,,,,

Konu: Duyarlı davranışınız için teşekkürler!
"Davası görüldü!" Şiddetli hak ihlâliyle; yalanlar temellendirilemez! Neden basına yansıdı? Konu, "kadın ve hukuk" iken! Kadının kadını vurmasıyla yapılan saptırılmış bir haberdir bu...
Sorun üreticisi, şiddete katkı payında bulunan fırsatçılar haberi eğerek yalan/yanlışlarla biçimlendirdiler! Her okuduğuna inanma eğilimlilere göre... Gereksizler, hırsla/hınçla/sırıtarak/kanırtarak/kandırarak haberi çekip ahkâm keserek bir iş yaptığını sandı. Haberi; art-niyetleriyle/cibilliyetleriyle/yetersizlikleriyle yorumlayan işgüzarların bu durum ve yapay duruşları şahsımı değil, kendilerini bağlar! Derin üzüntüyle; sabit/tescilli/delilli önemli verilere vurgu yapmak üzre ve zorunlu bırakılmam nedeniyle de; dile getirilen yaşamöyküsünün verilen hızlı özetini; saçmalıklarla doldurdu tuhaflar! Beş beteriyle patolojik/stratejik durumlar söz konusuydu. Ne idüğü belirli maskelileri topluma tanıtma zorunluluğu doğmuştu. Ailesince, yanlışlarla kodlandırılan çocuklar ileride konumları ne olursa olsun öğrendiklerini öğretmeye kalkışıyorlar. Zihniyetleriyle, kalıp yargılarıyla belirleyici olabilmeyi dayatıyorlar. Şiddetin varlığı bir yana, diğer şiddet biçimleriyle de zulüm gördüm, hak ve özgürlüklerimden yoksun bırakıldım. Hesaplı/kitaplı, düşünerek uygulanan şiddet! "Auschwitz" deydim. Evim; cezaevimdi. Tutukluydum! Suç nedeni: (?). Süresi de belli değildi! Ziyaretçilerimin kim olacağına kararda veriliyordu! Evden uzaklaştırınca: anında, başka işlerin peşine düşülmüş! Apar topar! Zulümler yetmemiş; asılsız beyanları, yanlış avukatı ve yalan söylemli tuhaflaşmış art-niyetli akrabalarının marifeti/gayretiyle de dava kazanabilmeyi istemiş. Organize işler! Oysa; salt dinleyeceği iki evlâdı varken. Almış kalemi eline, arkadaşına mektup yazar gibi dilekçe yazmış! Yargıcın hukuksal değerlendirmesini düşünmeden, düzmece tanık söylemleri plânıyla da; farkında olmadan - kendisini anlattığı - örtülü/şifreli dilekçesiyle mahkemeye başvurabilmiş! İnanılması az olguyu, yargıcın ölçümüne sunabilmiş! Dava mahkemelerden geçerken, boş durulmamış, hesaplaşma sürecinde bile; her türlü yol/yöntem, şahsımı alt etmek için uygulanmış, yargıcın oluşan kanaatleri kırılmak istenmiş, hak ve değerlerden daha da uzaklaşılmış, suçunun ve sanal olgunun oluşturduğu boşluk; yerini 'bir durum vardı'nın kanıtlanması için; saklı/gizli işler görmeye bırakmış! Daha, hâlâ, sıfır suçluya; bu denli sataşmaya devam edilebiliyorsa; basına yansıtmam şart olmuştu! Başka nedenlerle de! Davalının dürüstçe gerçekleri anlatacağını, yargıcın davaya neden/sonuç ilişkisiyle bakacağını, ilkesizliğin meşrulaştırılamayacağını düşünememiş. Bilakis olmayanı mutlaklaştırmak için azami çaba göstermiş! "Akıl Tutulması" yaşanmış. Kimi biçim biçim sığ ve kötüler de kendisini körükleyip çıkmaza sürüklediler! Çöküştür bu! "Bölünme"!!!
Dilekçesinde; "evden uzaklaştırıldım diyebildiği gibi"; neden uzaklaştırıldığını da diyebilmelidiydi. Ağır suçuyla; elimden cebren aldığı özgürlüğü pişkince kendisi için isteyebilmiş yargıçtan, acil işi için! "Öğ.üyesiyim, konumum var" diyerek! "Dostlar mahkemede görsün!" Toplum da görsündü o zaman! Rektörlüğünde bilme hakkı vardır! Akraba hatırlı tanıkları da, yargıcın gözünün içine baka baka yalanlarını söyleyebildiler! %5 lik bilgi verip %95'lik asıl vahim gerçeği bile bile sakladılar. Onurlu düşman, dürüst rakip olmak ta varken, olgular doğası gereği yadsındı! Davalı ve haklı olan şahsım konuşmayacak mıydı? Yargıç şifreli olan bu davayı çözümleyemez, ölçümünü yapamaz mıydı? Acılara katlanabilmem haksızlığa da katlanabileceğim demek değildir! Şahsım davacı olacağıma "davacı" davacı olmuş. 'Hukuksuzluğun üstünlüğü olsun' demiş. Suçunu saklamasına biçtiği kılıf: özel yaşam! İlkel savunma yöntemi! Bu savunulan malûm özel yaşamlardan kızınız karınız da yaşasın mı? Örneğin; evliyken de; aceleyle hemen birini bulsun mu, (!) nişanlansın mı? Daha ne olsun? Bırakınız da haber olsun! Sinsice pis işleri gör de kimseler de duymasın mı? "Yuva yıkımcı"ları da suç ortağı değiller de kimler? Oysaki; hukuk bu işlenen özel suçlara onay vermiyor! Yasada ki; "özel hayat" onurlu yaşananların özeli kapsamında! Kimi değerli yargıçlar ise; Prof'ları da muaf tutmaksızın hak dağıtımını sağlıyor. Bu tür haberin fazlasıyla da haber değeri vardır! Kitlelere, haberi fütursuzca çarpıtarak empoze eden gereksizler, ve saygınlığı olan kurumda yapay duruşuyla görev yapabilenler görünmez kılınamaz! Aile sorumluluğu olmayanın görev sorumluluğunun olabileceği düşünülemez. Bu özel yaşamlının; kaybedeceği başından belli davası görüldü! Temel insan haklarının yıkımı olamıyacağından, bunu kırıp dava kazanılamayacağından, suçsuzun suçlu kılınamayacağından dolayı; davayı kazandım! Var olmayanları üzerimde adlandırmak istediği, yalanları sunabildiği, hileli ve keyfince açtığı davasını da kaybetti! Devredilemez/vazgeçilemez hakkımın devir teslim töreni, iadesi! Haklılığıma kanaat getiren, olgunun ciddîyetini gören değerli yargıç; tanıksal verileri yasaların gereği olarak dinledi. Tanığım kendimdi! Kazananılan"dürüst"lüktü! Yargıç, avukatının ve avukat olan tanığın çok büyük yanlışlarını da gözden kaçırmadı; zekîce soru yönlendirdi kendilerine! Hukuk ne boşluk ne de keyfîliğin yeri olarak görülemez! Salt para için müvekkilini yanıltan avukatlar; kuralsızlıklar içerisinde olma lüksüne sahip değiller! Haksızlık, saçma savunmalarla haklılığa dönüştürülemez! Gerçekler hiçleştirilemez de... İmzam olmayan bu düzeysizleştirilmiş haber şahsımı bağlamaz. TMY/TCY kapsamındadır bu davalık dava! Kendisiyle sorunludur bu davacı! Yanlış yaşamımın da sorumluluğunu ağır bedeller ödeyerek taşıdım, savunamam. Sıfır suçluya, hâlâ suç yüklenmeye yeltenilmişse; bu haksızlığı artık seslendirmek kaçınılmazdır. Genel memnuniyetsizliğin belirtilmesi gerek! Muhalefet olmak zorunda bırakıldım! Tanımlı bu birisi: "Şiddet uygulamadım" diyebildiği gibi; 'bu 70'li yaşımla, sıfatımla bir işim için mahkemeye başvurdum" da diyebilmeliydi!. Anlatımlarımın asılsızlığından söz eden olguların aksini ispatta serbesttir! Dünün anlayışına saplanıp kalmış, kalıp yargılı bu birisinin nasıl bir eğitim verebileceği de görmezden gelinemez, irdelenmelidir! Özüne bağlı kalarak yeniliğe zerre kadar ayak uyduramayıp; daha da nasıl bir değişime doğru kaydığını, nasıl bir zihniyetle 40 yıl ailesine ve öz çocuklarına kötü davrandığını göz ardı etmek doğru bir yaklaşım olamaz! Müdahaleci olunması gereği vardır! Bunlar eğitim kurumunda önemli değilse nedir? 'Benim "kör inançlı" öğretilerim senin yaşam biçimin olacak' demek de ne demek? Tuhaf ölçütlerini baskıyla ailesine dayatan ve daha da uç noktalara kadar gidebilen; aksine öğretileri kendisi için hiç te geçerli olmayan, bilinçlice sorun üreten kavgacı bu birisi gayet tabii ki olguları yadsıma yolunu seçti! Onca yıl ağlatarak elimden almış olduğu özgürlüğü, pişkince, kendinin bir işi için yargıçtan isteyebilmiş! Üstelik ben suçsuz kendisi ağır suçluyken... Hukuksuzluğun üstünlüğü olsun diye düşünülebilir mi? Düşünmüş! Düşündürülmüş! Şaşırdık diyenlere duyurulur; kişiyle 40 yıl yaşayan bendim! Herşey hukukî süreç içinde ortaya çıktı. Tanık beyanıyla falan da değil! Çeyrek kısmıyla aktarılan bu haber karmaşıktır! Ayrıca bu davanın sonucunu adliyenin kapısında salt çıkarları için sabırsızlıkla bekleyen " O " tehlikeli birisi vardır! 'Daha da neler?' demeyin! Daha da çok şeyler! Düşünsel boyutta ki kapsamlı dava! 70'lik iki torunlu dede karakterine uygun işleri gör, gizle. "Sıfatımla muaf olayım" de! 'Kamusal alanda görev yapanların suçu eleştirilemez' denemez! ' Özel yaşama karışma olarak' yorumlanamaz! Yanlışlar savunulamaz! Eleştirilir! Eleştirilmelidir de! Olgular seçimin ise; sonuçlar da senindir, bedeller de... Susturulmuşluğuma neden sustum? Taşımakta çok zorlandığım sorumluluklarımın gereğini yerine getirmese miydim? Bundan daha doğal ne olabilir? Doğru kararı doğru yer ve doğru zamanda uygulamak gerekir! Bense; derin sorgulamayı yapabildiğim için kimi durumlara düştüm! Düzen, dönem koşulları, kadının edilgen durumu, toplumsal dokumuz, gençliğin yanlışlıkları, bilinçsizlik, yaşamınızın inişli çıkışlı kendine özgü bir trendi/örgüsü, sorunları aşabileceğiniz umudu, iyi niyet, annelik, iki evlât yetiştirme endişesi, sorumluluk gibi etmenler ve ekonomik bağımlılık, yapay da olsa boyun eğdiriyor. Erginleşmiş kimi sağduyulu kişileredir anlatımlarım. 40 yıl salt evlâtlarım için sağlamak istediğim birikimlerimin el değiştirmesi konusu, karşılık beklemeksizin verilen emek/hizmetin hiçleştirilmesi de bir yana; elân dava sürerken bile tuzak/komplo yöntemleriyle yapılanları buraya "kesinleşmiş mahkeme kararı"yla birlikte yansıtacağımı ifade etmek isterim. Yasaları ihlâl ederek; mahkemeye başvurmak, ne denli bir muhakemedir? Ayrıca; bir babanın evlâtlarına verebileceği en değerli şey; annelerini sevmesidir! Diğer eylemler ise; sorumluluk gereği verilenlerdir(!). Olguları saptırma: NARSİSİST bir çıkar ile kendini kandırmadır (!) Sanal örtü! Dolayısıyla: Yıkımın yansıtma yöntemiyle yeniden yapılanması aldatmacadır (!) Objeleri fırlatma, kırma, dökmeyle ünlenmiş olması hiç rastlantı değildir, gerçeğin ta kendisidir. Dosyanın içeriğini, ek dilekçeleri (!) aktaracağım.
Dışarı çıkış yasaklı olan bir insanın, baskı ve her saat kontrol-telefon ve h.....- altında tutulması, kızgın bakışlar ve sürekli surat asılarak evde de rahatsız edilmesiyle de ve dahasıyla da kalmayıp akıl dışı eylemler de bulunulmasına karşın; 40 yıllık birikimin sonucuyla verilecek tepkinin ölçütü nedir? Tarih: 02/03/2000 ve 02/02/2005 önemlidir! Kendince haksız yetki kullan kötülük et, ancak sorumluluğunu suçsuza yükle, bu; olacak iş değildir diyen değerli yargıç lehimde hüküm kılmıştır. Her okuduğuna inanmayacak kadar akıllı olan, kimi medyayı ve faili malum durumluları iyi tanıyan/tanımlayan ve olguyu dürüstçe yorumlayan duyarlı insanlara güçlü saygılar.
*Asıl olguyu ve değinmek istediğim çok önemli konuları zamanı geldiğinde bir anlatabileydim!!! İnsanlığını kaybetmiş tuhaflaşmışların inanılması az durumları (!)... Her kesimden her konumda... "blogcu"da yazma imkânı veren dost, iyi insana teşekkürler. Sağolunuz.
Nesrin Savaş Kantarcı
Bağlantı »
Konu: Ne ise o...
Yaşasın Türk Adaleti!
06/03/2007 tarihinde, değerli yargıç Şerafettin Ş. insanlığın hükümranlığı, vicdanı ve T.C. Mahkemelerinin yüce adaleti doğrultusunda davayı lehime olan karara bağlayarak hak teslimini sağladı!
Gerçekler yadsınamaz, maskelenemez!
Kıldığı hüküm ile hukukun üstünlüğünün altına imza attı.
Davayı kazanmam bir değerdir. Saygılar
Nesrin Savaş Kantarcı tel no: 0 312 426 32 26
Bağlantı »
Konu: Anlatacaklarım var.
"Ben bir öğretim üyesiyim!" bu "özel yaşamım!!!" diyen birinin, öncelikle nasıl biri olduğu ne kadar ne olduğu ve özellikle çok özel biri olduğu saptanmalıdır. Araştırmacı olarak neleri araştırdığına dikkât etmek gerekmez mi? Dünün anlayışına saplanıp kalmış "kör inanç"lı bu birinin bugün nasıl bir eğitim verebileceğini daha da bir derinden düşünmek, irdelemek gerekmez mi? Özüne bağlı kalarak, yeniliğe zerre kadar ayak uyduramazken; daha da nasıl bir değişime doğru kaydığını, nasıl bir zihniyete sahip olduğunu ve sonuçlarını göz ardı etmek doğru bir yaklaşım olamaz. Müdahaleci olunması gereği vardır. Bunlar eğitim kurumlarında önemli değilse nedir? "Benim öğretilerim senin yaşam biçimin olacak" demek de ne demek? Böylelerinin eğitimi ile gelişime yönelik değişim kaydedilemez. Kendine özgü tuhaf ölçütlerini baskıyla ailesine dayatan, aksine öğretileri kendisi için hiç de geçerli olmayan, bilinçlice sorun üreten bu birisi; gayet tabii ki çıkıp doğruları itiraf edemeyecektir. Ancak olgulara itirazını ıspatta serbesttir. Söylemlerim delillidir! Sabittir! (?)Tescillenmiştir. Sizce bu dava ne için açılmış olabilir? Düşünün(!) Onca yıl ağlatarak elimden almış olduğu özgürlüğü bugün kendisinin bir işi için isteyebilmektedir! Üstelik de ben suçsuz kendisi suçluyken..."Ağır suç"u ile hak arayabilmektedir. Dolayısıyla da ; "Haksızlığın üstünlüğü"nü düşlemektedir. "Hukuksuzluğun üstünlüğü" olsun demektedir!.. Akıl almaz işleri için; T.C. Mahkemeleri'ne "ben bir öğretim üyesiyim" diyerek söze başlamış, asılsız beyanlarda bulunmuş, ve tuhaf tanıklarına da çelişkili olmadık beyanlar söylettirmiştir. Düşünemediği ise; o art niyetli birileri ve en yakınlar kendisini nerelere sürüklemişlerdir. Elbette önde kendisi arkada suç ortaklarıyla... Oysa ki; salt dinleyeceği 2 evlâdı varken. Söz konusu bu ilginç davanın içeriği bambaşkadır. Karmaşıktır. Çok değişiktir!!! 21/12/2006 tarihinde Ankara 5. Aile Mahkemeleri'nde saat 9:20 de hileli açılmış olan davaya devam edilecektir. Tüm "şaşırdık"diyenlere duyurulur!!! Kişiyle 35 yıl yaşayan bendim. Ne diyor: "Herşey hukukî süreç içinde ortaya çıkacak!" Doğrudur çıkacak!!! "Ben bir öğretim üyesiyim"demesine rağmen... Ayrıca bu davanın sonucunu adliyenin kapısında salt finansal çıkarı uğruna bekleyen "o" tehlikeli birisi vardır(!!!) Bunlar da işin diğer boyutları... İç içe geçmiş olgularıyla düşünsel boyuttaki kapsamlı davanın uç noktaları nedir diyorsanız, toplumsal duyarlılık göstermek, düzenle bütünleşmek istiyorsanız bu çok çok "özel"davayı izleyebilirsiniz. Salt sağduyulularadır anlatımlarım. Şiddetin tüm biçimlerini 70'li yaşıyla da uygulayan bu 2 torun sahibi dede; "şiddet uygulamadım" diyebildiği gibi, başka olanları da artık gizleyemeyecektir. (!) ???... Bu nedenledir ki; sıradan kronikleşmiş çarpıtmalı söylemlerde bulunuyor. Boşanma davasını açmış olması önemli değil neden açmış olması önemlidir. İki nedenle!!!??? Kendisi evden uzaklaştırılmıştır! Ve.....???? 'Kamusal alanda görev yapanların suçu eleştirilemez' denemez. 'Özel yaşama karışma olarak' yorumlanamaz. Yanlışlar savunulamaz ama eleştirilir. Eleştirilmelidir de...Tüm olanlar kendi seçiminin sonucudur, kendisinin kim olduğudur. Davanın elân mahkemelerden geçiyor olması nedeniyle; anlatımlarımın üstü örtülüdür. Daha anlatılmış pek bir şey yoktur!!! Ancak yeni, yazılı olarak vermiş olduğum röportajlar, "T.B.M.M" ve "STK"nın raporları ve çok önemli iletiler ve çıkaracağım kitabım ve yine dava sonrası yazılı olarak yayımlanacak olan açıklamalarım, asıl (!) olguları yansıtacaktır. Susturulmuşluğumla birikenleri 35 yıllık yaşamöykümü buraya yazmaya devam edeceğim. Doğru kararı; yanlış yerde ve yanlış zamanda uygularsanız dahada yanlışlar içerisine girersiniz! Sistem ve kimileri kendilerini sorgulamalıdırlar. Ülkenin gerçekleri, kadının edilgen durumu, toplumsal dokumuz, gençliğin yanlışlıkları, bilinçsizlik, yaşamınızın inişli çıkışlı bir trendi, sorunları aşabileceğiniz umudu, iyi niyet, annelik, sorumluluk gibi etmenler ve tabii ki aslında finansal olanakların olmayışı size yapayda olsa boyun eğdiriyor!!! Altında imzam olmayan açıklamalar ise; şahsımı bağlamaz!!! Sayısı az kimi (!) kadınlardan destek gelmediği, "kimileri"nin de salt çıkar uğruna zehir zerk ettiği doğrudur! Önemli olan sağlıklı beyinlerden ses gelmesidir. Sayısız değerli ses de onlardan gelmiştir. Birde ayrıca daha da bir başka olan kadınlar da vardır!!! "O" da işin başka tehlikeli yanıdır. Anlatımlarım kitabımdan buraya alıntıladığımın bir bölümüdür... Tereddüt edilebilecek en ufak bir yanı olmayan haklılığımı burada seslendirmeye devam edeceğim. Ben davacı olacağıma"davacı" davacı olmuş! Kimliğimi, devredilemez, vazgeçilemez haklarımı arıyorum. Yine farklı ama yazılı, gerçek ve asıl ürkütücü olguları içeren röportajlar ise; dava bitiminden sonra yayımlanacaktır. Dava dosyası içerisinde bulunan kendi dilekçem kapsamında!!! (?) Ciddî boyutları ile; bu dava davalık davadır. Şiddetle sağlanan"şiddetli geçimlilik!" TCY kapsamında görülmesi gereken, insanlığın evrensel değerlerinin nasıl hiçe sayılabildiğinin tipik göstergesi olan: "AİHM" (!) içerikli bu davanın gelişmeleri daha çok yankılanacaktır!!!... Keyfînce açılan bu davayı seslendirmemek doğruları harfîyen yansıtmamak sorumsuzluktur. Parayla "suç"suzluk satın alınamaz. Kimlikle "suç"dan kurtulunamaz. Yazmaya devam edeceğim. Erginleşmiş görüşe sahip insanlarımızla görüşmek üzere: 0 312 426 32 26 nesrinsavas@hotmail.com Nesrin Savaş Kantarcı
Bağlantı »
Konu: bu konuyla bağlantılı olarak
az önce okudum...
*Musevilerin, Tanri ile insanin konusmasini anlatan kitaplari Talmud dan
alinmistir ve soyle biter: *
**
*"...bir kadini aglatirken cok dikkat edin, cunku Tanri gozyaslarini sayar!
Kadin erkegin kaburgasindan yaratildi, ayaklarindan yaratilmadi, oyle
olsaydi ezilirdi; ustun olmasin diye basindan da yaratilmadi. ama gogsunden
yaratildi, esit olsun diye;... ... kolun biraz altindan korunsun
diye....kalp hizasindan SEVILSIN diye...
Bağlantı »
Konu: şiddet
yine güzel bir konuya değinmişsin
manevi şiddete ne diyeceksiniz sadece dayak atmakmıdır şiddet
bence manevi şiddet daha çok eziyor insanı.
gözle görülür birşey olmadığı için hiçkimsede inanmıyor ve suçlanan yine
manevi şiddet gören oluyor...
neyse hayırlı akşamlar sen zaten biliyorsunda sesi çıkmayanlar
uyansın diye söyledim,saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum.
ess...
Bağlantı »
Konu: yazık...
o kadar çok ki,bu tür hayatlar....insan olmak,diplomayla değil ki;yüreği,vicdanı kararmış insanlarla karşılaşanlara...ne diyeyim,allah yardımcıları olsun...
Bağlantı »
Konu: adam olamassın...
Adamın biri oğluna SEN ADAM OLAMAZSIN demiş oğlu okumuş bir ile vali Aatanmış emrindeki polislere filan adreste bir adam var, gidin kelepçeleyip getirin diye emir vermiş ...Polisler gidip söylenilen adresteki adamı kan ter içinde VALİ beyin huzuruna çıkartmışler Vali kan,ter içinde kalan adamı yukarden aşağıya süzmüş "Hanı sen bana adam olamazsın demiştim işte bak gözlerinle gör ,ben VALİ oldum...Yaşlı :yorgun , argın adam alnındeki terleri silmeş:"ben sana VALİ olmiyacaksin demedim,
OĞLUM ADAM OALAMAZSIN "DEDİM.....Zülüm 'ü bir çobanda işlese,bir profesör de işlese,Saddam Hüseyin de işlese ZÜLÜM ZÜLÜMDÜR... çok ...çok ..çooook üzüldüm...sevgiyle kalınız...
Bağlantı »
Konu: Yorum
Yorum yapılacak bişey kalmamış ne diyelim insan şok oluyor ben hala şokdayım çok üzücü bir durum inşallah bayanın anlattıklarının yüzde ellisi yalandır inşallah çok üzgünüm
Bağlantı »